Sosyal Medyada
Paylaş

İngilizce’den dilimize geçen kriz kelimesinin aslı “crisis” sözcüğüdür ve “birçok insanı etkileyen, sıkıntıya, güçlüğe ve ölüme neden olabilen ciddi ve tehlikeli bir durum” olarak tanımlanmaktadır.

Her kriz başarısızlığın kökleri kadar başarının tohumlarını da kendi içinde taşır.” Norman Augustine

Kriz öncesi dönem

Kriz öncesi dönem; kriz belirtilerinin çoğunlukla ortaya çıkmaya başladığı, krizin algılanma sınırlarına girdiği dönemdir.

İlk aşama olan “kriz uyarılarının algılanması ve hareketsizlik” sürecinde, kurumun amaç ve varlığını tehdit eden durumlar ile ilgili sinyaller ortaya çıkmaktadır. Ülkelerin ve şirketlerin ticari ilişkilerinde sorunlar baş göstermeye başlamaktadır. Bununla birlikte kurumun bilgi alma sistemleri, kriz sinyallerini yeterince alamamakta ve yönetime iletememektedir. Gerekli bilgi alınamadığı için krize yönelik gerekli önlemler de alınamamaktadır.

Kriz dönemi

İkinci aşama “kriz dönemi”dir. Kriz dönemi; krizin sonuçlarının ortaya çıkmaya ve algılanmaya başlandığı, sonrasında ise sonlandırılması için çaba harcandığı dönemdir.

Bu aşamada kriz durumu artık ortaya çıkmıştır. Yaklaşan krizin sinyalleri alınıp, yorumlanıp ve değerlendirilip sağlıklı tepkiler verilmediğinden kurum kriz dönemine girmiştir. Kriz döneminde ülkelerde ve şirketlerde yetkinin merkezileşmesi, korku, panik ve karar sürecinin bozulması gibi durumlar gözlenir.

Kriz sonrası dönem

Çözülme dönemi” olarak da adlandırılan krizin üçüncü ve son aşaması olan kriz sonrası dönem; krizin artık son bulduğu ve devam eden etkilerinin tamamıyla ortadan kaldırılmaya çalışıldığı dönemdir.

Kriz döneminde, krizi başarıyla atlatacak çözümler geliştirilemezse, krizin şiddetine bağlı olarak şirketin ortadan kalkma riski söz konusudur. Bu aşamada şirketin ilişkileri bozulur. Artan tüketici şikâyetleri, kredi kaynaklarının sınırlanması ve azalması, satış miktarındaki azalma, devletin getirdiği sınırlılıklar ve pazar payının kaybedilmesi, şirketin ilişkilerinin bozulduğunu gösterir. Dolayısıyla şirket içinde artan işgücü devri ve devamsızlığı, çalışanların şikâyetleri, stres ve panik de şirketlerde çözülmeye neden olur.

Krizler, denetim altına alınabilmesi ve tamamen sonlandırılabilmesi için hızlı hareket ederek önlemler alınmasını ve kriz planlarının yürürlüğe konulmasını gerektirir.

Krizi fırsata dönüştürme

Sonuç olarak; bugün şirketler için krizleri fırsata dönüştürmenin tam zamanıdır.

Üretimin yoğunluğundan fırsat bulamadığımız ve bazen ara verdiğimiz sürekli iyileştirme faaliyetleri için ideal bir zamanıdır. ProManage kullanıcısı şirketlerimizde ProManage Üretim Yönetim Sisteminin güçlü raporlarını etkin kullanarak sürekli iyileştirmeye başlamalıyız. Raporlardan elde ettiğimiz verilerin ışığında Metodik analizleri yaparak kayıplarımızı azaltacak ve KAIZEN (sürekli iyileştirme) uygulamalarını devreye alarak şirketimizi verimli hale getirmeliyiz.